NİYE BU SAKSI MUAMELESİ?

NİYE BİZE SAKSI MUAMELESİ YAPIYORSUNUZ?

İster ulusal basın, ister yerel basın...

İster görsel olsun, ister yazılı, ister dijital. Ordu'dan bütün dünyaya yayınlarını ulaştıran medya kuruluşlarının en büyük eksikliği daha büyük ve daha geniş okuyucu veya izleyici kitlesine ulaşmak. 

Haliyle bunun için de tanıtım ve yayılmacılık çok çok önemli. Şimdi ister mülki, ister siyasi, ister sivil. Şehir yönetiminde söz sahibi olan herkese seslenmek istiyorum. Twitter'da olsun, Facebook'ta olsun. Binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce takipçileriniz var. 

Hakkınızda özellikle de ulusal basında, gazetelerde, televizyonlarda çıkan en küçük, en minik bir haberi dahi o binlerce, yüzbinlerce takipçilerinize iletiyor. Twitter'da retweet ediyor, Facebook'ta paylaşıyorsunuz da; neden Ordu'da biz dahil yerel basının haberlerini sosyal medya hesaplarınızda paylaşmıyor, takip dahi etmiyor ve görmezden geliyorsunuz? 

Ulusalların yanında bizi küçük mü görüyorsunuz?

Sayfanızda gereksiz yer mi kaplıyoruz? 

Boş mu yazıyoruz? Çapımız mı yetmiyor? Hayır; neyimiz eksik?

Neden sosyal medyada yüzbinlerce takipçilerinize bizim haberlerimizi iletmiyorsunuz? 

İnanın sadece sordum. Sebebini merak ettiğim için sordum. Bilmiyorum, bu yazıyı okur musunuz veya önünüze gelir mi de, şimdi benim aklıma rahmetli Erol Büyükburç geldi :) 

2012'de bir televizyon programında ne demişti? 

Buyrun hatırlayın bakalım...

"Ama olmuyor, olmuyor! Burada biz saksı gibi duruyoruz. Saksı değilim ben. Ben Erol Büyükburç'um. Bana saksı muamelesi yapamazsınız. Niye böyle yapıyorsunuz, haksızlık yapıyorsunuz?"

Biz de mi böyle diyelim :) 

Allah rahmet eylesin. Madem paylaşmıyorsunuz; ben de o zaman bir kez daha soruyorum. 

Neden bize saksı muamelesi yapıyorsunuz?

BU BİR BİYOLOJİK SAVAŞ DEĞİL!

Özellikle de sokağa çıkma yasaklarını yaşadığımız bu günlerde o kadar çok rapor, o kadar çok küresel senaryolar okudum ki! Yerel, ulusal, küresel gelişmeleri de takip ediyorum. Artık şundan iyice eminim. Bu iş öyle durup dururken, kendi kendine çıkmış, sonra da bütün Dünya'ya yayılmış bir iş değil. 

Bana göre (şahsi fikrimdir) Dünya Sağlık Örgütü bile başından beri bu işi biliyor ve bizzat içinde. Hem de, bu iş öyle biyolojik savaş falan da değil. Tamamen küresel sermaye, küresel ekonomiyle ilgili bir durum. Küresel ilaç, medikal ve sağlık sektörü ve sermayesiyle ilgili.    

Düşünün... 

İsviçre Cenevre'de bir Dünya Sağlık Örgütü var. Bunun kurucusu da ABD. Çin 28, Japonya 20, Almanya 14, İngiltere ve Fransa 10, İtalya ve Brezilya 7, Kanada 6, Rusya 5 milyon dolar nakit desteği veriyor. ABD de, hepsinin yanında tek başına 60 milyon dolar veriyor. Eğer, Dünya'nın süper gücü ABD bile Dünya Sağlık Örgütü'ne resti çeker, Başkan Trump 'Kestim nakit yardımını' derse... Siz ne düşünürsünüz?

Dünya'da adını bildiğimiz ne kadar uluslararası sağlık ve bilim kuruluşu veya örgütü varsa ILO'su, FAO'su, UNESCO'su, OİHP'i, PAHO'su hepsi, ama hepsi bu salgına karşı çaresiz kaldı. 

Bu çok garip bir durum değil mi?

Peki ne zamana kadar sürecek bu durum? Türkiye için konuşuyorum. Kimilerine göre Mayıs 2020'nin ikinci yarısına kadar. Kimisine göre yıl sonuna kadar, kimine göre 2023'e kadar. 

Bunu bilemiyorum, ama bildiğim birşey var...

COVID-19, Yeni Koronavirüs veya Koronavirüs; adına her ne derseniz deyin. Bunun aşısını, ilacını ilk bulan ülke, kanımca bundan sonra Dünya'nın en zengin ülkesi olacak. Sağlık Bakanımıza güveniyorum. Sağlık çalışanlarımıza güveniyorum. Bilim adamlarımıza güveniyorum. 

İnşallah, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ilk aşıyı biz buluruz da; Dünya'ya şöyle bir tepeden bakarız. Sonra insanlık neymiş, insanlık nasıl yapılırmış hepsine birden gösteririz. 

İnşallah...

YORUM EKLE