Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bugün (17.03.2026) başkentte görev yapan gazeteci, televizyoncu ve yazarlarla bir araya gelerek iftar programında buluştu.

O buluşmadaki konuşmasından bir alıntıyı paylaşmak istiyorum:

"Bir mızrağı yahut oku belli bir mesafeye kadar atabilirsiniz, bunların etkisi sınırlıdır. Oysa bir kelimenin, bir yazının, bir düşüncenin nereye varacağının sınırı belirsizdir. Mesele, bizim için bu kadar açık ve nettir. Seçtiğiniz kelimelerle, yazdığınız yazılarla, milletimize verdiğiniz doğru bilgilerle bu tehditlerin önüne geçmeniz son derece mühimdir. Ülkemize yönelik, beşinci kol faaliyetlerini algı mühendisliklerini, Türkiye'nin imaj ve itibarını hedef alan karalama kampanyalarını sizlerin de güçlü desteğiyle daha kolay ve hızlı engelleyeceğimize inanıyorum. Şunun da altını çizmek istiyorum. Her cephede bir hakikat savaşı verdiğimiz bu dönemde medya kuruluşlarımızın daha fazla inisiyatif almasını, daha aktif ve etkili olmasını bekliyoruz.

Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen küresel sistemin tarihi bir kırılma yaşadığı bugünlerde gerçeklerin Dünya kamuoyuna duyurulması gerekiyor. Bakınız, şu an bölgemizde İsrail'in koç başlığını üstlendiği yıkıcı bir savaş yaşanıyor. Masum çocuklar okullarında ders dinlerken, acımasızca katlediliyor."

Buraya kadar olan kısmını, bilerek alıntıladım.

Şunun altını çizmekte fayda görüyorum.

Çok doğru. Savaşın koç başı İsrail. Hem kuyu kazıyor, hem tuzak kuruyor, hem siyasi, hem de fraksiyonel propagandayla yapılabilecek ne kadar hainlik, insanlık dışı eylem varsa tüm tuşlara aynı anda dokunuyor.

Maalesef Avrupa'da da buna hem İngiltere, hem Almanya, hem İtalya, hem Yunanistan, hem de Kanada açık bir şekilde çanak tutuyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Umman, Kuveyt ve Katar da, ABD'nin hava ve deniz unsurlarına kendi toprakları ve üslerini kullanması noktasında hem göz yumuyor, hem de lojistik destek veriyor.

O coğrafyada dökülen kandan ve savaştan hepsinin tek bir beklentisi var. İran coğrafyasındaki petrol, doğalgaz, altın ve uranyumdan paylarına düşeni alabilmek. Dünya; bu kadar kötü bir hal almış durumda işte.

Peki Türkiye ne yapıyor?

Türkiye, çatışmaların yayılmaması gerektiğini savunuyor, sık sık da bu savaşın mutlaka ve mutlaka daha da büyümeden sona erdirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Peki 350 milyonluk nüfusuyla ABD'de halk veya Amerikan medyası hiç mi ses çıkarmıyor veya tepki göstermiyor?

Gösteriyor.
Hem de en sert şekilde.

Bir savaş veya kriz anında gerçekte neler olduğunu öğrenmenin en etkili yollarından biri, o ülkenin gazetelerini, televizyonlarını, gazeteci ve televizyoncularını takip etmekten geçiyor. Şimdi ben de Amerikan medyasına destek vermek veya reklamını yapmak mahiyetinde söylemiyorum, ama Amerikan medyası da ABD Başkanı Donald Trump'a bu savaş nedeniyle oldukça öfkeli. Bakın ta en başında Trump, Amerikan ordusunun havadan ve denizden Ortadoğu'ya gitmesini "Kısa bir gezi" diyerek Amerikan medyasına açıklamış. Kısa bir gezi. Hem Amerikan medyasına, hem de Amerikan halkına ilk yalanı burada söylemiş, yani asıl niyetini gizlemiş.

ABD'de en çok izlenen 5 haber kanalından biri olan MS NOW'un etkili ve izlenen programcılarından 74 yaşındaki Lawrence O'Donnell, canlı yayında Trump hakkında neler neler dedi biliyor musunuz?

En başta "Donald Trump büyük bir yalancıdır" dedi.

Geçtiğimiz 12 Mart 2026 Perşembe günkü yayınında Lawrence O'Donnell, Amerikan Başkanı'nın 28 Şubat'ta İran'ın Hürmüzgan şehri sınırlarındaki Minab bölgesinde bulunan Şacereh Tayebeh Kız İlkokulu'nun Amerikan füzesiyle vurulduğundan ve 175 kişinin öldüğünden haberinin olduğunu söyledi.

İşte Amerikalı gazeteci ve televizyoncu Lawrence O'Donnell'in o sözleri:

"Donald Trump her zaman yaptığı gibi yalan söyledi. İran'ı suçlamaya çalışarak İran'ın bir şekilde Amerikan Tomahawk füzesini elde edip, kullanabileceğini iddia etti. Bugün Donald Trump'ın yalan söyleme konusunda yeni bir dip noktasına ulaştığını görüyoruz. Saldırıdan haberi olmadığını iddia etti 'Bu konuda bir şey bilmiyorum' dedi. Bu sefer de İran'da kız çocuklarının ölümüyle ilgili yalan söylüyor. Oysa bu kız çoçuklarından bazıları İran'ı geleceği taşımaya yardımcı olabilirdi. Ve Donald Trump bir kez daha 'Bu konuda hiçbir fikrim yok' diyerek Amerikan başkanlığını lekeledi. Donald Trump, o kızların kendi Tomahawk füzelerinden biriyle öldürüldüğünü biliyor. Eğer İran'da savaş başlatmaya karar vermeseydi, o kızlar bugün hayatta olurlardı."

Yalan yok.
Geçtim Avrupa ülkelerini, Arap Yarımadası ülkeleri bile bu Amerikalı gazeteci kadar olamadı.
Hepsi çanak tuttu.
Nokta.

*

Bunu geçiyorum.
Biraz da yerelden, Ordu'dan bahsedelim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifadesiyle eski Türkiye değil, daha 10-15 sene öncesine kadar Ordu'ya gelen her siyasetçiye, milletvekiline, bakana ümitle sorular sorardık. Ordu'ya yapılacak veya yapılması muhtemel yatırımlar konusunda ne müjdeler verecek diye merakla beklerdik.

Artık o günler de bitti.

Şimdi bir bakan geliyor. Ankara'nın politik planı neyse, onu konuşup gidiyor. Hani Ordu'yla ilgili bir şeyler söyleseler, müjdeler verseler diye dört gözle bekliyoruz, ama artık elleri boş geliyorlar. Konuşup konuşup, gezip tozup, yiyip içip gidiyorlar.

Peki kim ilgilenir Ordu'nun sorunlarıyla, ihtiyaçlarıyla?
Kabine üyeleri mi?
Ordu milletvekilleri mi?
Ordu Valisi veya Büyükşehir Belediye Başkanı mı?
Kim ilgilenir?

Bakın sayın yetkililer, sayın etkililer. Yaşadığımız şehir Ordu'da Çevre Yolu ikinci etabı senelerdir nadasta. Ne zaman bitecek bu nadas? Trafik, sırf bu başlanılan projenin tamamlanmamasından dolayı artık çileye dönüştü.

Sadece Ordu'da yaşayanlar yüzünden değil, bir yanda Samsun-Sinop-Kastamonu-Bolu-Bartın-Zonguldak, oradan İstanbul'a İzmir'e, öbür yanda Giresun-Trabzon-Rize-Artvin'e, alt kesimde Sivas'a, Gümüşhane-Bayburt-Erzincan-Erzurum'a, Ankara'ya, Eskişehir'e, Konya'ya, Antalya'ya gitmek için bu yolu, güzergahı kullanmak isteyenler için çileye dönüştü.

Sabah ve akşam saatlerinde Karadeniz Sahil Yolu'nun sadece Sivas-Ulubey kavşağını geçmek, İstanbul'da boğaz köprüsü ya da E5 karayolu trafiğine döndü. Ne zaman bitecek bu nadas işi?

Ordu Şehir Hastanesi.
Hani Nisan-Mayıs'ta açılışı yapılacaktı?
Bina inşaatı ve dış yapısı belki bitmiş olabilir. Temizlik, güvenlik, destek personeli almakla da olmuyor.

İç tefrişatı bitti mi? Teknik donanımları tamamlandı mı? Acil yolu, otoparkı ne oldu? Çevre yolu bağlandı mı? Ne zaman resmen açılacak kimseden çıt ses çıkmıyor.

Ünye-Akkuş-Niksar Yolu ne oldu? Ünye ne zaman Tokat'a bağlanacak? Hani 2026 yılı 'tamamlanma yılı' olacaktı? Ne zaman tamamlanacak? 2026 yılı bütçesine artış yapılması, ağıza bir parmak bal çalmadır. Ne zaman bitecek? Ne zaman açılacak? Birileri bunlara ne zaman dürüstçe, net bir şekilde yanıt verecek?

Kaç yıl oldu değil mi?

Ordu Üniversitesi mesela. Mimarlık-mühendislik ve tasarım fakültesi ne oldu? Ne dekanı var, ne hocası, ne öğrencisi. Adı var, kendi yok. Üniversite Rektörü, olmayan bu fakültenin dekanı.

Peki Tıp Fakültesi ne oldu?
Hala doğru dürüst, elle tutulur, gözle görülür bir Tıp Fakültesi Hastanesi yok. Tamam, Eğitim ve Araştırma Hastanesi'yle ortak protokolü olabilir, ama yetmiyor işte. Bunu ben de görüyorum, bunu tıpta okuyan her biriyle gurur duyduğumuz genç hekim adaylarımız da görüyor, Ordu halkı da görüyor. Günler, haftalar, aylar sonrasına randevular veriliyor. İnsanların kabahati ne değil mi? Mesela, başka fakülte gelmeyecek mi Ordu'ya? Ordulu siyasetçilerin ve milletvekillerinin büyük bir bölümü hukukçu. Neden Ordu Üniversitesi'nin hala hukuk fakültesi yok? Bu memlekette hukuk öğrencisi olmasın mı? Neden işletme fakültesi yok, neden iletişim fakültesi yok mesela?

Peki Ordu'nun toplu ulaşım sorunu ne zaman çözülecek?
Ne zaman Ordu'nun İstanbul'un İETT'si, Ankara'nın EGO'su, İzmir'in ESHOT'u gibi Ordu'nun Büyükşehir Belediyesi'nin ait toplu ulaşım hizmeti açılacak?

İnsanlar bıktı artık şu özel halk otobüslerinden. Ana güzergahta en çok kullanılan 52 No.lu toplu taşıma otobüsü bile insanları yeri geliyor yarım saat, o da dolu geçiyor, her durakta yolcu almıyor, bekleme süresi çıkıyor 45-50 dakikaya.

İnsanlar indi-bindi 32.50 TL veriyor. Hala kredi kartı komisyonu alıyorlar. Öyle olursa diyorlar fiyat 34.45 TL diyorlar. Bir de üstüne toplu taşıma nedir bilmeyen eğitimsiz, umursuz sürücüler insanları otobüs içinde dur-kalk koyun sürüsü gibi bir öne bir arkaya savuruyor.

Olsun!

Artık Ordu'nun da İstanbul'un İETT'si, Ankara'nın EGO'su, İzmir'in ESHOT'u, Samsun'un SAMULAŞ'ı, Trabzon'un TULAŞ'ı gibi toplu taşıması hizmetleri olsun! Ordulular bu hizmeti hakediyor. Adı ister ORULAŞ, ister ORDULAŞ, ister ORBULAŞ olsun, ama olsun. Bugün İstanbul'da bir insan Silivri'den Şile'ye, Tuzla'dan Sarıyer'e gidiyorsa artık Altınordu'dan Mesudiye'ye, İkizce'den Gülyalı'ya gidebilsin.

Deniz taşımacılığı mesela. Sadece öyle turistik gezi amaçlı olmasın. Ünye'den Gülyalı'ya havalimanına şehiriçi vapur hatları olsun, insanlar binsin gitsin denizden. Ünye'den Fatsa'ya, oradan Perşembe'ye, Altınordu'ya hatta Gülyalı'ya kadar vapur hattımız olsun. Hem insanlarımız ulaşımda rahat bir nefes alsın, hem şehiriçi trafik sıcaklığı artık biraz soğusun değil mi?

Raylı sistemi hala haketmiyor muyuz?
Kaç yıldır bekliyoruz?
Olmasın mı?
Bunlar Ordululara çok mu gelir?
Ordulular bunları haketmiyor mu?
Cevabı artık yetkilisi-etkilisi versin, ben değil. Bana kalırsa, Ordulular her hizmetin en iyisini hakediyor. 50 yıldır Samsun-Trabzon arası sıkışmışlığın kadersizliğini yaşıyor bu insanlar. Artık bu kabuğun kırılması gerekmiyor mu?

Bir sürü vaatler vardı vakti zamanında.
Verilmiş sözler vardı.
Ne oldu?
Hepsinin ömrü, kelebek ömrü kadar oldu.
Nokta.