Zafer Çağlayan kendini savundu, saatin hikayesini anlattı!

TBMM Genel Kurulu'nda söz isteyerek iddialar hakkında kendini savunan Ekonomi eski Bakanı Zafer Çağlayan, hakkındaki iddiaları 17 Aralık'tan itibaren uygulamaya çalışılan sistematik bir itibarsızlaştırma kampanyası olarak nitelendirdi. Kol saati hakkındaki iddalara, "Bu saat tarafımca alınmış, bedeli tarafımca ödenmiş ve mal beyanıma da girmiştir" diyerek yanıt veren Çağlayan, "Ortaya atılan iddiaların hepsi yalandır, dolandır, iftiradır" dedi.

Zafer Çağlayan kendini savundu, saatin hikayesini anlattı!
ANKARA - 4 eski bakan hakkında hazırlanan fezlekelerle ilgili olarak toplanan TBMM Genel Kurulu'nda hakkındaki iddiaları yanıtlayan Ekonomi eski Bakanı Zafer Çağlayan, yaşananları itibarsızlaştırma kampanyası olarak tanımlarken, tüm iddiaların iftiradan ibaret olduğunu ileri sürdü.

"SİSTEMATİM BİR İTİBARSIZLAŞTIRMA KAMPANYASI"

İşte TBMM tutanaklarına da yansıyan Çağlayan'ın konuşması:    

"17 Aralık'tan itibaren uygulanmaya çalışılan sistematik bir itibarsızlaştırma kampanyasıyla karşı karşıya kaldık. Her türlü iftira, yalan, her türlü illegal deliller, hukuksuz dinlemeler ve bunlarla yapılan montajlar bu süreçte karşımıza çıkartıldı. Bunları kamuoyu ibretle izledi. Hala savcılık tarafından yürütülen dosyada gizlilik kararı olmasına rağmen, hakkımdaki tamamen asılsız iddialara delilleriyle birlikte cevap vereceğim. Özellikle belirtmek ve tutanaklara geçmesini istiyorum ki, gizlilik kararı olan bir dosyada bizleri konuşturarak ve konuşarak suç işliyoruz, ama bundan daha önemli olan bu siyasi linç operasyonunun Türkiye'ye vermek istediği ve hatta verdiği zararları sizlerle paylaşacağım." 

"İTİRAFTA BULUNUYORUM"

"Değerli arkadaşlar, beni tanıyanlar bilir, 27 yıllık bir sanayicilik geçmişi olan, 13 yıl Ankara Sanayi Odası Başkanlığı yapmış bir iş adamıyım. 2007 yılından beridir bu kutsal çatı altında siz değerli arkadaşlarımla birlikte milletin vekili ve Hükümetin çeşitli bakanlık görevlerini üstlenmiş bulunmaktayım. Gerek Sanayi ve Ticaret Bakanlığım gerek Devlet Bakanlığım gerekse Ekonomi Bakanlığım süresince, 6,5 yıl bir çoğunuzla hem illerinizde, hem de yurt dışı çalışmalarınız esnasında birlikte olduk. Bu süreçlerde sizlerin de yakından takip ettiği gibi, ben ülkemizin ticaretine, ihracatına, istihdamına katkı yapan her bir iş adamıyla ilgilenmiş, sorunları ile hemhal olmuşumdur. Sözde bu yolsuzluk operasyonunda şahsıma atılan iddiaların biri, benim makamımı ve hatta Özel Kalemi'mi iş adamlarıma tahsis ettiğimdir. Evet, değerli milletvekilleri, ben bu iddiayı aynen kabul ediyorum ve bir itirafta daha bulunuyorum. Sanayi Odası Başkanı olduğum dönemde de, bakan olduğum dönemde de, hatta istifam sonrası milletvekili olduğum bu süreçte de, kendimi de, çalışma arkadaşlarımı da bu ülkede çivi çakan, taş üstüne taş koyan, Türkiye'nin ihracatına katkısı olan ve olacak tüm iş adamlarımızın emrine amade ettim, etmeye de devam edeceğim."

"SAATİN BEDELİ TARAFIMCA ÖDENDİ"

Ekonomi eski Bakanı Zafer Çağlayan, 700 Bin TL'lik Patek Philippe marka saat iddialarına da şu şekilde yanıt verdi:

"Bahse konu saatin şahsım tarafından alındığını ve bedelinin tarafımca ödendiğini belirtmiştim ancak bu konuda bazıları yargısız infaz yaparak şahsımla ilgili yakışmayan ifadeler kullandı. Bakın, bir kez daha Genel Kurul huzurunda anlatıyorum diyorum ki, bu saat tarafımca alınmış, bedeli tarafımca ödenmiş ve mal beyanıma da girmiştir arkadaşlar" 

"İNSANLARIN SUÇLU OLUP OLMADIĞINI NEREDEN BİLİYORSUNUZ?"
"BU İŞTEN SİZE EKMEK ÇIKMAZ"

"Şimdi, bir diğer istismar konusuna geliyorum. Bir diğer istismar konusu da önergelerde suçlu olduğu iddia edilen Rıza Sarraf'ın uçağıyla gittiğim iddiasına gelince, soruyorum: Siz insanların suçlu olup olmadığını nereden biliyorsunuz? Operasyon yapılırken siz de orada mıydınız? Elinizde mahkeme kararları mı var? Ben, en azından bilmiyorum. Arkadaşlar, siz bilmezsiniz, ben 1995 yılında, 38 yaşındayken, Sanayi Odası Başkanı olmadan evvel kutsal görevim olan hac ziyaretimi yaptım ve hac ziyaretimi yaparken de ailemden başkası bunu bilmez. Ve şimdi, defalarca hac ziyareti defalarca umre ziyareti yaptım. Söz konusu ziyaretimi de ben bir acente üzerinden gerçekleştirdim. Bu ziyaretin bedelinin de tarafımca ödendiğini, işte, belgelerle size burada gösteriyorum. Ancak, bakın, bu iddialara tek tek cevap veriyorum ama şunu da özellikle belirtmek isterim ki, bu bir itibarsızlaştırma operasyonudur. Umre konusunun bu iddialar arasında yer almasının sebebi bize inanan, bize güvenen ve hatta 30 Mart'ta bu güveni tekrarlayan aziz Türk Milleti'nin manevi, dini ve muhafazakar duygularını istismar etmektir. Geçin bu işi, bu işten size ekmek çıkmaz. Değerli arkadaşlar, bakın kaldı ki hac gibi, umre gibi mukaddes görevlerin böyle asılsız iddialara malzeme yapılması inanın ki inciticidir." 

"1,5 TON ALTIN DOLU UÇAK"

Şimdi gelelim bir başka asılsız iddiaya: İstanbul Atatürk Havalimanı'na inen, Gana'dan geldiği söylenen bir uçakta bulunan 1,5 ton altınla ilgili şahsıma yapılan bu işleme ilişkin adli ve idari soruşturmaları engellediğim yalanıdır. Konu kısaca şudur: Atatürk Havalimanı'na inen, Gana'dan gelen bir uçak yüküyle ilgili olarak gümrük idaresine gerekli belgeleri sunamadığı için bu durum gümrük idaresince tutanağa bağlanmıştır. Daha sonra özet beyan verilmiş, eksik belgeler tamamlanmış, uçak muayeneye hazır hale getirilmiş ve uçak Dubai'ye gitmiştir. Ancak buna geçmeden önce, insaf ve vicdan sahibi olan insanlara şunu belirtmek istiyorum ki, size bahsedeceğim bu konuyla ilgili gerek gümrük gerekse savcılıkta yapılan tüm işlemlerde adım dahi geçmezken söz konusu iddiayla adımın ilişkilendirilmiş olmasıdır. Bu konuda ilk işlem Gümrük ve Ticaret Bakanlığı müfettişleri tarafından yapılmıştır. Altının gümrük vergisinden muaf ve KDV'den istisna olması nedeniyle Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamına girmediği, altın ithalatına teşebbüs edilmesi nedeniyle Gümrük Kanunu'nun ilgili maddesiyle para cezasının uygulanması ifade edilmiş ve beyan edilen malla ilgili başsavcılık tarafından değerlendirilmesi ifade edilmiştir. Arkadaşlar, görüyorsunuz, herhangi bir idari soruşturmaya engel olmamışım. Devam eden süreçte bu soruşturma raporunu referans alarak işlem yapan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 25 Kasım 2013 tarihinde kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına hükmetmiştir." 

"GANA'DAN GELEN UÇAK HAKKINDA İDARİ İŞLEM YAPILDI"

"Yine, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 18.12.2013 tarihli idari yaptırım kararıyla Türk Parasını Koruma Kanunu maddesi gereğince idari para cezası verilmiş ancak bu karar Bakırköy 10. Sulh Ceza Mahkemesinin 18 Nisan 2014 tarihli idari yaptırım kararına göre, itirazın kabulü kararı ile kaldırılmıştır. Değerli vekiller, bu iddiada şahsıma yöneltilen suçlama, idari ve adli işlemleri engellemektir. Gana'dan geldiği belirtilen uçak hakkında her türlü idari işlem yapılmış ve bu işlemler gereğince kesilebilecek idari para cezaları kesilmiştir. Bununla da kalmayarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tüm iddiaları araştırmış ve bunlara da ilişkin kararlarını vermiştir. Sonuç olarak, ortada 1 liralık vergi kaybı ve kaçağı yoktur. Zira altın ithali gümrük vergisine ve KDV'ye tabi değildir. Kaldı ki, bu teşebbüsü yapanların benimle ilgisi yoktur. Konunun hiçbir tarafında benim ve Bakanlığın görev alanına giren hiçbir husus yoktur." 

"HALKBANK İDDİALARINA YANIT VERDİ"

Ekonomi eski Bakanı Zafer Çağlayan, Halkbank hakkındaki iddialara ilişkin ise şunları söyledi: 
 
"Değerli arkadaşlar, geliyorum diğer bir yalana, diğer bir safsataya. Rıza Sarraf'ın İran'a yapmış olduğu ihracatlarda Halkbankın komisyon oranının düşürülmesi ve ihracat yapılmasına kolaylık sağladığım iddiasıdır. Bir sonraki konuşmamda asıl bunun Türkiye üzerinde oynanan oyunu ekonomik verileriyle sizlere vereceğim ancak çok net ve açık bir mevzuat çerçevesinde yapılan işlemlerin hukuken eleştirilmesinin gerekçesini anlamak zordur. Ortada tipik bir yargısız infaz çabası vardır. Halk Bankası'nın bu konudaki rolünü ve durumunu açıklamak istersem, özellikle Halkbank'ın bir yandan KİT statüsünde, kamu sermayeli banka olması, bir yandan 1980 yılından beri İran'da temsilciliğinin bulunması nedeniyle devrede olduğunu unutmayın. Nitekim ortada konuyla ilgili olarak savcılığın talebiyle Halkbank tarafından yapılan bir teftiş ve soruşturma bulunuyor. Halkbank tarafından aracılık edilen İran'la ilintili dış ticaret işlemlerine ilişkin iddialar, bakın, 4 müfettiş tarafından 22 Ocak 2014 tarihinde incelenmiş, raporda, rapor burada. Sahte belge olayı… Ve değerli arkadaşlar, Halkbank yaptığı raporla bunları ortaya koymuştur. Savcılık soruşturması kapsamında hakkında bilgi talep edilen firmaların peşin bedel karşılığında gerçekleştirdiği ihracat sistemleri incelenmiş, bu işlemlerin tümüne ilişkin proforma faturalar, fatura ve gümrük beyannamelerinin bulunduğu gümrük beyannamelerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrük Veri Ambarı Sistemi'ne yüklenen gümrük beyannameleriyle tutarlı olduğu ortaya konmuştur. Bilmeyenler için söylüyorum: Peşin ihracatlarda, transit ihracatlarda hiçbir şekilde ihracatçı, proforma fatura sunma mecburiyetinde değildir. Savcılık soruşturması konusunda, Royal Grubu ve diğer grupla ilgili yapılan araştırmalarda Halk Bankası, transfer bedelinin altın için binde 4, gıda ihracatı için binde 8 oranında komisyona tabi tutulduğu ve firmalara uygulanan komisyon oranlarının piyasa koşullarına göre makul sevilerde olduğu ve herhangi bir firma için özel bir uygulamaya gidilmediği, bu işlemlerde bankanın belirleyici değil asıl belirleyici olanın İran'da mal alanla Türkiye'de mal satanın olduğu çok net bir şekilde ortaya konulmuştur. Tamamen ulusal ve uluslararası mevzuata ve ticaretin gereklerine uygun olarak yapılan altın ihracatı, bu işlemlere aracılık yapan Halkbank'ın durumu budur."

"İDDİALAR YALAN, DOLAN, İFTİRA"

Çağlayan sözlerini şöyle tamamladı:  "Saygıdeğer milletvekilleri, sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum: Ortaya atılan iddiaların hepsi yalandır, dolandır, iftiradır. Bu operasyonda amaç, Tayyip Erdoğan ve ailesi, araç, Zafer Çağlayan ve ailesi olmuştur." 

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2014, 14:10

Erol KÜÇÜKOĞLU

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER