MİNİK BEDENLER İÇİN MÜCADELE

Eğitimin üç temel dinamiği vardır. Bunlardan birinin eksikliği diğerlerini de otomatik olarak etkilemektedir. Yaşam boyu süren eğitim aile ile başlar, okulda gelişir ve en sonunda da sosyal hayatta uygulama alanı bulan bir süreçten ibarettir.

Bunlardan dinamiklerden birincisi, toplumu oluşturan birincil öneme sahip olan çekirdek ailelerimizde başlayan eğitimdir. Hatta biraz daha geriye gidelim bebeğin anne karnında geçirdiği süre de dâhil olmak üzere öğrenme becerileri gelişmeye başlıyor. Aile içi huzur ve mutluluğun olduğu evlerde daha sakin ve mutlu, ikili ilişkiler kurabilen, paylaşmayı bilen çocuklar yetişmekte. Bu huzurla yetişen çocukların, ruhsal ve zihinsel yönden de gelişimleri daha başarılı olduğu su götürmez bir gerçek. Ailedeki şiddetli geçimsizlik, boşanmalar, içki ve sigara alışkanlıkları çocukları daha küçük yaşta sıkıntılarla baş başa bırakmakta . Hatta ruhsal,  fiziksel ve zihinsel gelişmelerini engellemekte.  Esrar, eroin gibi zararlı madde bağımlılığı ve hırsızlık vs. çocuklarımızın geleceğini yok etmektedir. Unutmamalıyız ki yolun henüz başında olan çocukların bu yolda ilerlerken yanlarına alacakları malzemelerin kalitesi en başta aileden başlar.

Gelelim ikinci dinamik olan okullarımıza. Tabi yanında öğretmenlerimiz ve uygulanması istenen yeni kanunlar, değişen müfredatlar, eğitim sistemi, sınav sistemi,  içinden çıkması zorlaşan tercih dönemleri, bir türlü kararı verilemeyen örgün eğitim mi? Mesleki ve teknik eğitim mi  sarmalından çıkamayan veliler ve çocuklarımızın yetkinliklerinin belirlenip doğru eğitime yönlendirilemeyişleri. Çocuklarımızı ve gençlerimizi hayata, geleceğe taşıyacak düşüncenin ve gelişimin önünün hep tıkanması. 

Şu sıralar gözüme çokça takılan bir örnek vermek isterim.  Son zamanlarda "Bilim Şenlikleri" her okul da yapılır oldu. Yapılsın yapılmasına da içleri ne kadar dolu? Neler öğretmekte? Kaç tane proje derece alabiliyor?  Sadece yapılmış olmak için mi yapılıyor, bilemiyorum. Şenliklerin ve verilen her eğitimin, yapılan her uygulamanın içeriğinin kaliteli olup olmadığını da öğretmenler tartıp biçmeli diye düşünüyorum. Eğitim sisteminde bir de dikkatimi çeken şeyin en başında "SAYGI" gelmektedir. 

Bizlerin zamanında böyle söylediğime de bakmayın, çok da bir yaşım yok, ama biz hocalarımıza saygı duyar ve gördüğümüz zaman biraz da titrer korkardık. Bu korkma emin olun şiddet uygulandığı için falan değil, tamamen büyüğe ve eğitimciye saygıyı öğrendiğimiz ve öğretildiği içindi. Rahmetli Büyükbabam da bir eğitimciydi. Allah O'ndan razı olsun, kendisinden çok şey öğrendim. Kendisi şöyle derdi: "Ben okulda nöbetçiyken koridorda bir tane bile çocuk bağırarak gezemezdi. Beni görünce kaçacak yer ararlardı" derdi. Daha sonra yetiştirdiği öğrencilerine rastlandığımızda hepsi de gördüğü yerde eline sarılır ve çoktan meslek sahibi olmuş hayata atılmış olurlardı. Şimdi, öğretmenlerin öğrencilerine  yan baktı diye veya soru sordu herkesin içinde çocuğum rencide oldu diye MEB'i ayağa kaldıran veliler tanıyorum.
  
Demem o dur ki, çocuklarımızın gençlerimizin mesleki alanda gelişimini sağlarken ahlaki manevi değerlerini geliştiremiyorsak, iyi bir doktor iyi bir mühendis yetiştirmiş oluruz. Ancak bu 'iyi' ifadesi yalnızca mesleki anlamda kalır. Unutmamalıyız... 

YORUM EKLE