banner59

AYM Başkanı'ndan çok sert mesajlar!

Anayasa Mahkemesi'nin 52. Kuruluş Yıldönümü töreninde konuşan Başkan Haşim Kılıç, konuşmasının satır aralarında çok ağır eleştirilerde bulundu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bulunduğu törende konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir ve olmamalıdır. Son dönemde yargı, çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlamayla yargının ayakta kalması mümkün değildir. Yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı 'vicdan yolsuzluğu'dur." dedi. Bu açıklamaların ardından tören sonrası yapılan resepsiyona, Başbakan ve hükümetten hiç kimse katılmadı.

AYM Başkanı'ndan çok sert mesajlar!

ANKARA -  Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) 52'nci kuruluş yıldönümü ve yeni üye Hasan Tahsin Gökcan'ın yemini dolayısıyla Yüce Divan Salonu'nda tören düzenlendi. Törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da katıldı. Başbakan Erdoğan, kendisini karşılayan Anayasa Mahkemesi üyeleriyle tek tek tokalaşırken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile de tokalaştı.

"DEMOKRATİK DEĞERLER, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE HUKUK DEVLETİ ANLAYIŞI TEKRAR KONUŞULMALI"

Açılış konuşmasını yapan AYM Başkanı Haşim Kılıç, demokratik değerler, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti anlayışının tekrar tekrar konuşulması gerektiğinin altını çizdi. Hukukun üstünlüğü anlayışı ve demokratik değerlerle beslenen bir devletin yolunun her zaman aydınlık olduğunu söyleyen Kılıç, "İkinci Dünya Savaşı felaketini yaşamış Avrupa'nın geçmişte yaşadıkları ile bugün geldikleri seviye çok önemli mesajlar vermektedir. Dünya'da dini, etnik ve sınıf savaşlarının en yoğun yaşandığı bölge olan Avrupa, komünizm ve faşizm gibi totaliter rejimlerden demokrasi ve hukuk devleti mücadelesini vererek kurtulmuştur. Demokratik değerleri, hukukun üstünlüğünü ve hukuk devleti anlayışının gereklerini tekrar tekrar konuşmak zorundayız. İnsanlar, onurlu bir hayat yaşayabilmek için, hukuk  güvenliğinin egemen olduğu bir devletin varlığına her zaman ihtiyaç duymuşlardır." Evrensel değerlerin ağırlıklı olarak uygulandığı, tüm eylem ve işlemlerin yargı denetimine tabi tutulduğu, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlet, hukuk devleti olarak tanımlanmıştır. Hukuk devletinin en belirgin  diğer bir özelliği ise, tasarruflarının öngörülebilir, ulaşılabilir açık ve şeffaf olmasıdır." dedi.

"HUKUK KURALLARININ SIK DEĞİŞTİRİLMESİ, HUKUK GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAZ"

Haklı bir neden olmadan, kamu yararı gözetilmeden, siyasal amaçları gerçekleştirmek düşüncesiyle hukuk kurallarında çok sık yapılan değişikliklerin, hukuk güvenliğini sağlamayacağını söyleyen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Sisteme dahil unsurlar, ahenk içinde birbirini engellemeden adalete ulaşmaya hizmet ediyorsa sorun yok demektir. Haklı bir neden olmaksızın, kamu yararı gözetilmeden,  siyasal  amaçları  gerçekleştirmek düşüncesiyle yazılı hukuk kurallarında çok sık aralıklarla yapılan değişikliklerin, toplumda hukuk güvenliğini sağlayabileceğinden bahsedilemez." diye konuştu.

"YARGI, ELE GEÇİRİLMESİ GEREKEN BİR KALE OLARAK GÖRÜLDÜ"

Hukuk devletinin temel direği olan yargının devletin vicdanı olarak da tanımlandığının altını çizen Kılıç, yargının ele geçirilmesi gereken bir kale olarak da düşünüldüğünü söyledi. Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Vicdanın, siyasi ve ideolojik vesayet odaklarının işgaline uğraması nedeniyle toplum hayatına verilen zararların acı örnekleri, hafızalardan henüz silinmemiştir. İşgal devam ettiği sürece de bunları yaşamaya devam edeceğiz. Yargının vicdanını işgal edenlerin kimliği, düşüncesi ya da kutsalları ne olursa olsun bu sonuç değişmeyecektir. Kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargı, siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her zaman 'ele geçirilmesi gereken bir kale' olarak görülmüş, ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasi düşüncelerine ve  ideolojilerine lojistik destek sağlamak için, ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır. Altını çizerek ifade ediyorum. Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşması hayaldir. Yargı üzerinde oluşan ya da oluşacak siyasi, ideolojik, dini, ırki ve mezhebi tüm vesayetçi anlayışlar, başta yargı mensupları olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir. Vesayet altındaki bir yargıdan hukuk güvenliğini sağlaması da beklenemez. Böyle bir sistem yönetenlerin güvenliğini sağlarken, ötekilere de ancak, korku, endişe ve  umutsuzluk verebilir. Korkunun ve endişenin hakim olduğu iklimlerde de  özgür vicdanlar üretilemez. Herkese bildik gelen bir sözle yeniden tekrarlamak gerekirse, hukuk güvenliği insanların güvercin ürkekliği içinde yaşamadığı korkusuz bir ortamın varlığı olarak da tanımlanabilir."

"YARGI, ÇOK VAHİM SUÇLAMALARLA KARŞI KARŞIYA, İDDİANIN ADI VİCDAN YOLSUZLUĞUDUR"

Günümüzde farklı renkte yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanıklık ettiklerini söyleyen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor. Bunları konuşmak, gerçekleri itiraf etmek ve cesaretle çözüm yolları bulmak zorundayız" dedi. Kılıç, günümüzde yargının çok ağır ve vahim suçlamalarla karşı karşıya olduğunun da altını çizerek şunları ifade etti:

"Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir ve olmamalıdır. Son dönemde yargı, bu konuyla ilgili olarak 'paralel devlet' ya da 'çete' diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir. Bugün itibariyle bırakınız ceza davalarını, en basit alacak davasına ilişkin kararlar bile tartışmaya açılmış ve yargıya olan güven ağır yara almıştır. Başta yargı ve yürütme organları  olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak zorundadır. Gerek  yargıda, gerekse yürütme organı içinde var olduğu iddia edilen bu kişilerin başka illere tayin edilerek ya da yerlerini değiştirerek sorunu çözmenin anlamsızlığı açıktır. Söz konusu iddiaların yargı kurumlarında psikolojik travma yarattığı, delil, bilgi ve belgeye dayanmayan ihbar mektuplarının hüküm icra ettiği, hâkim ve savcılar arasında önemli ayrışma ve bölünmelere sebep olduğu hepimizin saklayamayacağı gerçeklerdir. Yargının bu iç ağrısı ile yaşaması asla mümkün değildir. İddia edilen kayıt dışı yapılanma yargı mensupları arasında korku, endişe ve gelecekle ilgili belirsizliklerin doğmasına, aralarında olması gereken mesleki ilişkinin çok olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Görevi, maddi gerçekleri ortaya çıkarmak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı 'vicdan yolsuzluğu'dur."

"SORUNLARIN TEMEL KAYNAĞI, YASAMA, YÜRÜTME VE YARGI'NIN SEBEP OLDUĞU HAK İHLALLERİDİR"

Anayasa Mahkemesi'nce verilen kararların, toplumda yarattığı siyasi, sosyal ve ekonomik sonuçları üzerinde, bazı değerlendirmeler yapılması zorunluluğu olduğunu belirten Kılıç, "Hemen her toplumda sorunların temel kaynağı yasama, yürütme ve yargı organlarının sebep oldukları hak ihlalleridir. Bu ihlallerin sonuçları ve toplumsal karşılığı önemsenmelidir. Bireylerin, her türlü endişe ve korkudan arındırılmış güvenli bir alanda hayat sürmeleri, en temel anayasal haklarıdır. Kamu gücüne sahip olanların topluma sunduğu hak ve özgürlükleri, lütuf ya da bağış düzleminde değerlendirmesi düşünülemez." dedi. 

"BİREYSEL BAŞVURU KARARLARININ ARKASINDAYIZ"

2010 yılında Anayasa'nın 148. maddesine yapılan eklemelerle Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunun açıldığını söyleyen Kılıç, "Anayasa Mahkemesi'nin son günlerde verdiği bireysel başvuru kararlarına yapılan ölçülü eleştirileri saygı ile karşılarken, belirtilen zorunluluk nedeniyle verilen kararlarımızın  arkasında olduğumuzu da ifade etmek istiyorum. 2011 yılında yapılan genel seçimlere katılarak milletvekili seçilen ancak, haklarındaki kovuşturma nedeniyle cezaevlerinde tutukluluk hali devam eden kimi milletvekillerinin, Mahkememize yaptıkları bireysel başvurular üzerine, milleti temsil haklarının ciddi şekilde ihlal edildiği sonucuna varılmış ve bu nedenle tahliyeleri gerçekleştirilmiştir." diye konuştu.

"MAHKEME MENSUPLARINI İTİBARSIZLAŞTIRMA GAYRETLERİ İYİ NİYETLE İZAH EDİLEMEZ"

Haşim Kılıç, "Verilen kararlardan hukuk dışı sonuçlar çıkararak, Mahkeme mensuplarını itibarsızlaştırma gayretleri iyi niyetle izah edilemez. İnternet sitesine idari kararla getirilen yasağın daha ilk dakikasında siteye başka yollardan ulaşılmak suretiyle etkisiz ve sonuçsuz bırakılabilmesi gösterilen orantısız tepkiyle örtüşmüyor. Yeni teknolojik gelişmelerin, insan hak ve özgürlüklerini korumak için alınan yasal önlemleri, etkisiz hale getirdiği bir çağda yaşıyoruz. Tarihe hak ve özgürlük savunucusu olarak geçen Gorbaçov, Sovyetler Birliği çözülmeden önce, küreselleşmeye karşı direnenlere 'antenlere vize koyamazsınız' diyerek iletişim araçları karşısındaki zorluklara işaret etmiştir. Kuşkusuz, böyle bir zorluk bireylerin hak ve özgürlüğünü, devletin ise varlığını koruyacak yasal düzenlemeleri yapmasına engel değildir. Esasen Anayasa Mahkemesi'nin eleştirilen kararı, idari bir işlemin kanuni dayanağının olmadığının tespitinden ibarettir. 5651 sayılı Kanunun dokuzuncu maddesinin dördüncü fıkrası gereğince, alınacak bir mahkeme kararı ile bu kanunsuzluk hali giderildiğinde, aynı Kanunun hak ve özgürlükleri koruyan imkânlarından faydalanmayı  engelleyen bir durumun   varlığından bahsedilemeyecektir.

"GÖMLEK DEĞİŞTİREN BİR KARAKTERİN SAHİBİ OLAMAYIZ"

Bizler adil olmayı kutsal bir görev kabul eden  bir medeniyetin mensupları olarak, gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız. Anayasa Mahkemesi'nin dün hak ihlaline uğrayanların nasıl yanında yer aldıysa, bugün de kimliği, kişiliği, gücü ve rütbesi ne olursa olsun, hak ihlaline sebep olan herkesin karşısına, aynı adalet gömleğiyle çıkmaya devam edeceklerini belirterek, "Mahalle baskısı ile yargı mensuplarının görüş, düşünce ve kararlarının etki altına alınma çabaları, adaletin kutsallığına inanmış olanlar için geçerli değildir. Anayasa Mahkemesi, insan onurunun zorunlu kıldığı hak ve özgürlükleri, hiçbir ayrım yapmadan ve bir hesabın içinde bulunmadan, ilgilisine ulaştırmaktan başka amacı olmayan bir yargı  kurumudur." dedi.

Haşim Kılıç son olarak, "Sayın Cumhurbaşkanım, bu yıl yaş haddi nedeniyle emekli olan üyemiz Sayın Mehmet Erten'e yeni hayatında sağlık ve esenlik dileklerimi sunuyor, yakın zamanda aramızdan ayrılan emekli üyemiz Servet Tüzün'e de Allah'tan rahmet diliyorum. Başta zatıalileri olmak üzere, katılan tüm konuklarımıza Mahkememiz adına teşekkür ediyor saygı ve sevgilerimi sunuyorum" dedi.

Güncelleme Tarihi: 28 Nisan 2014, 15:06
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER