Toplumun pek çoğu, özellikle de yazdığınızdan, fotoğrafını çektiğinizden memnun olmayan kesim bu ifadeyi çok kullanır: 

"Gazeteci oldun da ne oldu?"

Oysa hiç kimse çıkıp da bir doktora 'Doktor oldun da ne oldu?' veya bir avukata 'Avukat oldun da ne oldu?' çiçekçiye 'Çiçekçi oldun da ne oldu?' demez, ama gazetecilere her nedense bu ifade toplumun her kesiminden gelir. 

Elbette bunu söyleyenlerin asıl amacı övmek değil, hiç şüphesiz küçümsemektir...

Meslek hayatım boyunca hem Türkiye'den, hem de Dünya'dan önemli liderleri takip etme ve haberleştirme fırsatım oldu. Hatırlayabildiğim kadarıyla sırasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin 9'uncu merhum Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'i, eski merhum Başbakan Sayın Necmettin Erbakan'ı, eski başbakanlardan Sayın Tansu Çiller ve Sayın Mesut Yılmaz'ı, eski merhum Başbakan Sayın Bülent Ecevit'i, Türkiye Cumhuriyeti'nin 11'nci Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ü, eski Başbakan ve bugünkü TBMM Başkanı Sayın Binali Yıldırım'ı, TBMM eski Başkanı Sayın Köksal Toptan'ı, CHP Lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nu, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'yi, CHP eski Lideri Sayın Deniz Baykal'ı takip etme fırsatını bulan gazetecilerdenim. 

Bilerek sona bıraktım...

Türkiye Cumhuriyeti eski Başbakanı ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı özellikle Orta ve Doğu Karadeniz ziyaretlerinde 'Başbakan' ve 'Cumhurbaşkanı' unvanıyla kaç defa takip ettim, inanın sayısını dahi hatırlayamıyorum. 

Dünya liderleri arasında da Türkiye ile Gürcistan arasında düzenlenen bir Sarp Sınır Kapısı programında bir kez Gürcistan eski Cumhurbaşkanı Sayın Mihail Saakaşvili'yi, 2005 yılında Samsun'da Mavi Akım Projesi resmi açılışında birer kez de Rusya Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin ile İtalya eski Başbakanı Sayın Silvio Berlusconi'yi gazeteci kimliğimle resmi olarak takip etme fırsatı bulanlardanım. Başkası için önemi olmayabilir, ama benim için mesleki anlamda 'zirve' denilebilecek deneyimler olmuştur. 

Gelelim yine en başa! 

'Gazeteci oldun da ne oldu' diyenlere verecek yanıtıma. Ordu yerelinde konuşayım. Gazeteci oldum da, şu oldu...

Yıl 2005...

Ordu'nun Akkuş ilçesine bağlı Çayıralan Beldesi'nden bir istihbarat edindim. Konu şu, o dönemki adıyla 450 öğrencisi bulunan Çayıralan-Yazıkıyısı İlköğretim Okulu binasının zemin ve birinci katındaki sınıfların duvarlarında derin yarık ve çatlamalar oluşmuş, çökme riski bulunduğu için de burada öğrenim gören yaklaşık 110 öğrenci, eğitim-öğretimini aynı okula ait tuvalet ve yemekhanelerden bozma sınıflarda sürdürüyordu. Gittim, gördüm, evet vaziyet kötüydü..

O minik yürekler, duvarlarındaki fayansları dahi sökülmemiş, pisuvar ve klozet gözleri gelişi güzel kapatılmış, boya yerine öylesine kireçli su vurulmuş, son derece soğuk ve nemli bir ortamda okumaya çalışıyorlardı. Dönemin Milli Eğitmi Bakanı ise Sayın Hüseyin Çelik, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı hepimizin yakınen tanıdığı Sayın Hilmi Güler'di. 

Bu duruma sessiz kalamaz, özellikle yöre halkının çocuklarının çektiği bu çileyi Akkuş'un Çayıralan Beldesi'nden alıp, Ankara'nın merkezine götürmeliydim. 'Tuvalette Eğitim' başlığıyla Doğan Haber Ajansı ve Hürriyet Gazetesi'ne servis ettiğim haber, yine Doğan Medya Grubu editörlerinden değerli mesai arkadaşım Abdullah Köse'nin de katkılarıyla Hürriyet, Milliyet, Posta, Radikal ve diğer gruplara ait tüm gazetelerde boy boy yer almıştı. Özellikle Hürriyet Gazetesi'nin Türkiye'nin yanı sıra dış baskılarında birinci sayfada yayınlanmış olması da, benim için inanılmaz bir deneyim oldu. 

Gazetelerin yanı sıra özellikle Kanal D ve CNN Türk'teki mesai arkadaşlarımdan özel ricalarımla gündeme aldırmayı başardığımız bu haber, Türkiye'de ve Dünya'da çok önemli bir yer etti. Yaklaşık 15 gün boyunca gazete ve televizyonların gündeminde tutmayı başardığım konu, nihayet istediğim gibi Ankara'nın gündemine girdi. Ancak asıl niyetim, sadece haber yapmak değil Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu okula el atması, tuvalette, yemekhanede, kahvehanede eğitim görmek zorunda kalan 110 minik yüreği bu çileden kurtarmaktı. 

Bunun için bir kez daha kolları sıvadım... 

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik Türkiye'nin hangi şehrine giderse gitsin, o ildeki Doğan Haber Ajansı temsilcisi olan değerli mesai arkadaşlarımdan ricada bulundum. Ordu Akkuş'ta tuvalette eğitim gören öğrencilerin durumu ne olacak sorusu Türkiye'nin her yerinde soruldu. Yani Bakan Çelik, ziyaret ettiği yaklaşık 15 ilde bu soruya muhatap oldu. Sonunda dayanamadı ve Ordu'nun Akkuş ilçesi Çayıralan Beldesi'nde 450 mevcutlu Çayıralan-Yazıkıyısı İlköğretim Okulu binasının yıkılıp içinde kafeteryaları, kütüphanesi, bilgisiyar sınıfları, fen-fizik-kimya-biyoloji laboratuvarlarının olduğu son derece modern bir okul yapılması için önce talimat verdi, sonra Ordu Valiliği hesabına ödeneğini gönderdi. 

O okul yıkıldı, yeniden yapıldı. Eskisine oranda daha güzel, daha modern bir hale getirildi. Böylece o çocuklar tuvallet eğitim çilesinden de kurtulmuş oldu, pırıl pırıl yeni bir okul binasına sahip oldular. Ben de küçücük de olsa bu noktada emek harcamanın mutluluğunu yaşamış oldum.

Uzun lafın kısası, "Gazeteci oldun da ne oldu" diyenlere yanıtım, pek çok kimsenin bilmemesine rağmen kendimce bir dikili ağacım oldu diyebilirim. 

Bunun için de vicdenen çok müstelihim...

Bu anlamda Cumhurbaşkanımız, dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik'e, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, bugünkü Ordu Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Hilmi Güler'e ve emeği geçen tüm meslektaşlarıma teşekkür etmeden de olmaz tabi..

*** 10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ ***

Son bir not...

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'ydü ki, bu makaleyi de bu maksatla yazdım. Meslekte çeyrek asrı geride bıraktık. Çeyrek asrın anısına bizleri onurlandıran ve 25'nci Yıl Plaketi'ni sunan başta Ordu Valimiz Sayın Seddar Yavuz'a, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Engin Tekintaş'a, Altınordu Belediye Başkanımız Sayın Celal Tezcan'a, Ordu Valiliği İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürümüz Sayın Vedat Öz'e ve tüm meslektaşlarıma teşekkür ediyorum.